top of page

Bedenimiz Ne Zaman Bir Performansa Dönüştü?

27 Eyl
2 dakikada okunur


Bir sabah aynaya bakıp yalnızca yüzümüzü gördüğümüz zamanları hatırlıyor muyuz?


Belki de artık aynaya yalnız bakmıyoruz. Bizimle birlikte başkalarının gözleri de orada: sosyal medyada karşılaştığımız yüzler, gençlik vaat eden reklamlar, “kendinin en iyi versiyonu ol” diyen kişisel gelişim dili, yaşını göstermeyen bedenler, pürüzsüz tenler… Aynadaki görüntümüzü yalnızca görmüyor, aynı anda değerlendiriyoruz.


Ve belki asıl değişim tam burada başlıyor.


Beden, içinde yaşadığımız yer olmaktan çıkıp kim olduğumuzu anlattığımız bir performansa dönüşüyor.


Sosyal psikoloji açısından insanın kendisini başkalarının bakışından bağımsız kurması zaten mümkün değildir. Kendimizi karşılaştırır, ait olduğumuz grubun normlarını öğrenir, kabul görmek için davranışlarımızı düzenleriz. Yeni olan, karşılaştırmanın sürekliliği ve ölçeği. Artık birkaç insanla değil, her gün yüzlerce özenle seçilmiş ve düzenlenmiş görüntüyle karşılaşıyoruz.


Üstelik çağımız bize yalnızca nasıl görünmemiz gerektiğini söylemiyor; görünüşümüzün sorumluluğunu da bize yüklüyor.


Fit değilsen yeterince disiplinli misin?

Yorgun görünüyorsan kendine iyi bakıyor musun?

Yaşın görünüyorsa neden müdahale etmiyorsun?


Böylece estetik bir tercih, fark ettirmeden ahlaki bir ölçüte dönüşebiliyor. Güzel görünmek artık yalnızca güzel görünmek değildir; iradenin, başarının, özsaygının ve hatta “kendine değer vermenin” kanıtı gibi sunulur.


Mesele estetik uygulamaların, bakımın ya da değişme arzusunun kendisi değildir. İnsan bedenini değiştirmek isteyebilir ve bundan memnuniyet de duyabilir. Asıl soru şudur: Bu değişim hangi duygudan doğuyor?


Kendime özen göstermekten mi, yoksa olduğum halimle yeterli olmadığım duygusundan mı?


Çünkü insanın kendisiyle ilişkisi sürekli bir “düzeltme projesine” dönüştüğünde hedefe ulaşmak güçleşir. Beş kilo verilir, başka bir kusur belirir. Kırışıklık giderilir, başka bir yaşlanma işareti fark edilir. Fotoğraf düzeltilir, bu kez aynadaki yüz yetersiz görünmeye başlar.


Sorun aynada değildir artık. Bakışın kendisindedir.


Bence çağımızın en görünmez baskısı, bizi sürekli gözetleyen birine ihtiyaç kalmaması ve gözetleyen bakışı içselleştirmiş olmamız. Kendimizi ölçüyor, karşılaştırıyor, değerlendiriyor ve gerektiğinde düzeltiyoruz.


Bu yüzden beden özgürlüğünü yalnızca “bedenim üzerinde istediğimi yapabilirim” diye tanımlamak yetmez.


Daha zor bir özgürlük ihtimali var:


Değiştirebileceğim bir şeyi değiştirmemeyi seçebilmek.


Bedenimizle barışmak, aynada gördüğümüz her şeyi sevmek değil; her gördüğümüz şeyi düzeltmek zorunda olmadığımızı bilmektir.

  • LinkedIn
  • Instagram

© 2026 Aslı Güngörer, Uzm. Psikolojik Danışman. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page