
Takvim Değişince Biz De Değişir Miyiz?
Ağustosun son günüyle eylülün ilk günü arasında, aslında hiçbir şey değişmez. Güneş aynı açıyla doğar, sokaklar aynı sokaklardır. Dünkü insanla bugünkü insan arasında, takvimin söylediği kadar büyük bir mesafe yoktur.
Yine de eylül geldiğinde bir eşikten geçtiğimizi hissederiz. Yeni bir defter alır, spor salonuna yazılır, ertelediği görüşmeyi eylülde yapmaya karar verir. Sanki takvim, bize "artık yeni bir versiyon olabilirsin" diye bir izin vermiştir.
Psikoloji bu hisse bir isim vermiş: “fresh start effect”; yani “yeni başlangıç etkisi”.
Yeni bir yıl, yeni bir ay, bir doğum günü ya da mevsim değişimi gibi zamansal dönüm noktalarında hedeflerimize yönelme isteği artar. Bunun nedeni gizemli değil, oldukça insani: bu anlar zihnimizde yeni bir "muhasebe dönemi" açar.
Geçmişteki aksaklıkları, yarım kalan sözleri, ertelenen kararları "eski ben"e ait sayabiliyoruz. Böylece bugünün adımı, uzun bir başarısızlıklar zincirinin devamı değil, yepyeni bir hikâyenin ilk cümlesi gibi hissettiriyor. Bu küçük zihinsel numara, başlamayı kolaylaştırıyor.
Ama işin can alıcı tarafı da tam burada başlıyor. Bu enerji bizi ilk adıma taşımakta çok başarılı, oysa devamlılığı garanti etmiyor.
Bir hedefi yüksek sesle ilan etmek bize öyle bir tatmin veriyor ki, bazen gerçek eylemin yerini bu tatmin alıyor. "Bu sene spora başlıyorum" demenin verdiği haz, spora gitmenin verdiği hazla karışıyor zihnimizde. Oysa ikisi aynı şey değil.
Eylül coşkusunun üçüncü haftada söndüğünü hissettiğimizde, bu bir irade zayıflığı değil, oldukça öngörülebilir bir psikolojik döngü.
Peki bu bilgiyle ne yapmalı?
Bence en doğrusu, eylülün verdiği bu doğal motivasyon dalgasını reddetmek değil, ona güvenmemek. Onu bir başlangıç bileti olarak kabul edip, kalıcılığı başka bir şeye emanet etmek; küçük, somut, günlük hayata sıkı sıkıya bağlanmış adımlara.
"Daha disiplinli olacağım" gibi büyük bir niyet yerine, "salı ve perşembe sabahları on beş dakika yürüyeceğim" gibi küçük bir söz. Çünkü motivasyon mevsimseldir, gelir ve gider; alışkanlık ise sistemseldir, kurulduğunda kalır.
Belki de eylülün bize öğrettiği asıl şey şu:
İnsan kaldığı yerden devam etmek zorunda değildir. Ama yeniden başlamak için başka biri olmak zorunda da değildir.
Sadece bugünün, dünün devamı olduğunu unutup bir nefes almaya, biraz temiz sayfaya, küçük bir cesarete izin vermek yeterli.
Takvim bize bu izni her yıl aynı nezaketle veriyor. Gerisi, o izni nasıl kullandığımıza kalmış.


