
Karanlığın İçindeki Kahkaha: Mizah Neden İyileştirir?
- 5 Tem
- 2 dakikada okunur
İnsan belki de en çok canı yandığında güler.
Bu ilk bakışta bir çelişki gibi görünür. Oysa kahkaha, çoğu zaman mutluluğun değil, ruhun yükünü taşıyabilme becerisinin sesidir. Acının ortasında beliren küçük bir gülümseme, gerçeği inkâr etmez; yalnızca onun altında ezilmeyi reddeder.
Freud, mizahı “egonun en olgun savunma mekanizması” olarak tanımlar. Çünkü mizah, yaşanan acıyı yok saymadan onunla aramıza güvenli bir mesafe koyar.
Şakalar bazen bilinçdışının fısıltılarıdır; söylenemeyeni söyler, taşınamayanı biraz daha hafif taşınabilir hâle getirir. Bu yüzden insanlar, en ağır kayıpların ardından bile bazen beklenmedik bir anda gülebilir. O kahkaha, acının bittiğini değil, insan ruhunun hâlâ yaşamı seçtiğini gösterir.
Mizah, umut ve iyimserlikle birlikte insanın en güçlü karakter özelliklerinden biridir.
Ancak mizah, yalnızca kendimizi koruma biçimi değildir; aynı zamanda hayal gücümüzün en yaratıcı ifadelerinden biridir.
İnsan değiştiremediği gerçekleri yeniden anlatabildiği ölçüde özgürleşir. Belki de bu yüzden iyi bir espri, yalnızca zekâyı değil, psikolojik esnekliği de gösterir. Aynı olaya herkes bakabilir; ama onu yeniden adlandırabilmek, yalnızca yaratıcı bir zihin için mümkündür.
Sinema bu gerçeği yıllardır anlatıyor. Charlie Chaplin’in unutulmaz sözü hâlâ kulağımızda çınlar: “Hayat yakından bakıldığında trajedi, uzaktan bakıldığında komedidir.” Belki de psikoterapinin yaptığı şeylerden biri tam olarak budur; yaşadıklarımızı inkâr etmeden onlara biraz uzaktan bakabilmek. Çünkü iyileşmenin bazen yaşananları değiştirmekten değil, onlara baktığımız yeri değiştirmekten geçtiğini artık biliyoruz.
Bunu en dokunaklı biçimde anlatan filmlerden biri de “Life Is Beautiful”dir. Yönetmen Roberto Benigni, savaşın en karanlık yüzünü bir çocuğun ruhunu koruyabilmek için mizahın diliyle anlatır. Film bize önemli bir şey söyler: Mizah, gerçeği örtmez; bazen gerçeğe dayanabilmenin tek yolunu sunar.
Bilim de bunu doğruluyor. Çalışmalar, kendini geliştirici mizah kullanan insanların stres karşısında daha dayanıklı olduğunu gösteriyor.
Kahkaha sırasında salgılanan endorfin ve dopamin yalnızca birkaç saniyelik bir keyif yaratmıyor; bedenin alarm sistemini de yavaşlatarak sinir sistemine “Artık güvendesin.” mesajı gönderiyor.
Elbette her kahkaha iyileştirici değildir. Başkasını küçülten, utandıran ya da dışlayan mizah, yarayı kapatmaz; derinleştirir. Gerçek mizah ise yukarıdan bakmaz. Aynı kırılganlığın içinde buluşmayı teklif eder. Belki de bu yüzden kendine gülebilen insanlar, kusurlarını inkâr etmek yerine onlarla yaşamayı öğrenmiş kişilerdir.
Tarih boyunca baskıcı yönetimlerin mizaha duyduğu tahammülsüzlük de tesadüf değildir. Çünkü mizah, korkunun mutlak hâkimiyetini bozar. Bir diktatörü korkutan şey çoğu zaman öfke değil, ona gülebilen insanlardır. Kahkaha, iktidarın ciddiyetini çatlatır; gücün kusursuz olmadığını hatırlatır.
Belki de ruh sağlığını anlamanın en sade yollarından biri şudur: Bir insanın ya da bir toplumun hâlâ neye gülebildiğine bakmak.
İyileşmenin , büyük cevaplarda değil; karanlığın ortasında atılan küçücük bir kahkahada başladığını hep hatırlamak dileğiyle.


