
Aynı Kavgayı Kaç Kez Ettik?
- 19 Tem
- 2 dakikada okunur
İlişkilerde ilginç bir yanılsama vardır. İnsan, her tartışmanın yeni bir tartışma olduğunu sanır. Oysa dikkatle bakıldığında birçok ilişki yıllarca aynı kavgayı eder; yalnızca dekor değişir.
Bir gün konu mesajlara geç cevap vermektir. Başka bir gün gelecek planları. Sonra arkadaşlar, aile, birlikte geçirilen zaman ya da küçük bir söz... Yüzeyde başlıklar değişir ama ilişkinin derinlerinde konuşan duygu çoğu zaman aynıdır.
Belki de bu yüzden bazı tartışmaların sonunda insanın aklından şu cümle geçer: "Biz gerçekten ne için kavga ediyoruz?"
Yakın ilişkiler üzerine çalışan araştırmacılar uzun yıllardır benzer bir örüntüye dikkat çekiyor.
İnsanlar çoğu zaman partnerleriyle değil, birbirlerinin korkularıyla çatışıyor.
Bir taraf yakınlaşmaya çalışırken diğeri geri çekiliyor. Yakınlaşan kişi karşılık bulamadıkça daha fazla konuşuyor, açıklama istiyor, temas arıyor. Çünkü onun için sessizlik yalnızca sessizlik değildir; zamanla reddedilmek, unutulmak ya da artık önemli olmamak anlamına gelmeye başlıyor.
Diğer taraf ise aynı anda bambaşka bir deneyim yaşıyor. Kendini köşeye sıkışmış, eleştirilmiş ya da yetersiz hissediyor. Kendini koruyabilmek için sessizleşiyor, konuşmayı erteliyor ya da fiziksel olarak uzaklaşıyor. Böylece tanıdık döngü başlıyor: Biri yaklaştıkça diğeri uzaklaşıyor; diğeri uzaklaştıkça ilki daha çok yaklaşmaya çalışıyor.
Trajik olan şu ki, iki taraf da aslında aynı şeyi korumaya çalışıyor. Biri ilişkiyi kaybetmekten korktuğu için yaklaşıyor; diğeri ise kendini kaybetmekten korktuğu için uzaklaşıyor. Bir süre sonra artık kimse gerçekten birbirini duymuyor.
Herkes, karşısındaki kişiye değil, onun davranışına verdiği tepkiye yanıt vermeye başlıyor.
Bu döngünün en zor yanı ise insanın kendi adımını görememesi. Yakınlaşan kişi partnerini soğuk, ilgisiz ya da bağlanmaktan kaçınan biri olarak görmeye başlıyor. Uzaklaşan kişi ise karşısındakini bunaltıcı, kontrolcü ya da hiçbir zaman memnun olmayan biri gibi algılıyor. Oysa çoğu zaman ikisi de kötü niyetli değildir; yalnızca birbirlerinin korkusunu yanlış tercüme ediyorlardır.
Çünkü yakın ilişkilerde öfke, çoğu zaman ilk duygu değildir; yalnızca en görünür olanıdır. Altında ise çok daha eski ve tanıdık sorular vardır:
"Ben senin için önemli miyim?",
"Burada kalacak mısın?"
"Olduğum hâlimle kabul ediliyor muyum?"
Bu yüzden ilişkilerde çözülmesi gereken ilk mesele kimin haklı olduğunu bulmak değildir. Asıl mesele, tartışmanın hangi korkuyu koruduğunu anlayabilmektir. Çünkü insanlar çoğu zaman mesaja geç cevap verildiği, birlikte daha az zaman geçirildiği ya da bulaşık makinesi yüzünden tartışmaz. Bunlar, görünmeyen ihtiyacın ve dile getirilemeyen korkunun yalnızca görünen yüzüdür.
İlişkinizde bir sorun yaşadığınızda mükemmel çözümler bulmaya çalışmak yerine, belki de sadece şu cümleyi kurmayı deneyebilirsiniz:
"Galiba şu an sana değil, korkuma tepki veriyorum."
Çünkü güvenli bağ kurabilmek için korkuyu saklamadan paylaşabilmek çok kıymetli.
Bazen bir tartışmanın yönünü değiştiren şeyin, daha güçlü bir argüman değil; daha dürüst bir duygu olduğunu hatırlamak üzere.


