
Kendi Kendini Susturmak: Otosansür Nasıl Gelişir?
- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
“Bunu söylersem başıma bir şey gelir mi?"
Bu soru yalnızca riskli durumlarda akla gelen bir düşünce gibi görünse de, bazen çok daha derin bir psikolojik sürecin işaretidir. Çünkü insanlar her zaman başkaları tarafından susturuldukları için değil, zamanla kendilerini susturmayı öğrendikleri için sessizleşebilirler. Psikolojide bu durum otosansür olarak adlandırılır.
Otosansür, kişinin düşüncelerini, duygularını ya da görüşlerini açık bir yasak olmadan, olası sonuçları öngörerek kendiliğinden sınırlandırmasıdır. Bu yalnızca toplumsal baskılarla ilgili değildir; ailede, romantik ilişkilerde, arkadaş çevresinde ve iş yaşamında da gelişebilir.
Peki insan nasıl kendi sansürcüsü olur?
Bu süreç çoğu zaman tek bir olayla değil, tekrar eden deneyimlerle şekillenir. Çocuklukta sürekli "Sus.", "Abartıyorsun.", "Bunu söyleme." mesajlarını alan bir çocuk, zamanla yalnızca konuşmamayı değil, hissettiklerine güvenmemeyi de öğrenebilir. Dışarıdan gelen eleştiriler zamanla içselleşir; kişi artık başkaları susturmadan önce kendini susturmaya başlar.
Benzer süreç yetişkinlikte de yaşanabilir. Sürekli küçümsenen, alay edilen ya da cezalandırılan biri zamanla şu cümleleri kurmaya başlar:
"Boş ver, söylemeyeyim.”
"Yanlış anlaşılırım."
"Şimdi sırası değil."
Başlangıçta kendini koruyan bu strateji, zamanla alışkanlığa dönüşebilir. Kişi yalnızca bazı cümleleri değil, ihtiyaçlarını ve duygularını da ifade etmekten vazgeçer. En sonunda ise söylemek istemediği için değil, söyleyebileceğini unuttuğu için susar.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu durum öğrenilmiş bir uyum biçimidir. İnsan, düşüncelerini ifade ettiğinde tekrar tekrar olumsuz sonuçlarla karşılaşıyorsa, gelecekte konuşmamayı seçmeyi öğrenebilir.
Otosansürün en dikkat çekici yanı ise görünmez olmasıdır. Kişi çoğu zaman sustuğunu bile fark etmez. Zihnindeki filtre o kadar otomatikleşir ki bazı düşünceler daha dile dönüşmeden elenir.
Bu durum ilişkileri de etkiler.
Yanlış anlaşılmaktan korkan biri ihtiyaçlarını söylemez; eleştirilmekten çekinen biri fikirlerini paylaşmaz. Dışarıdan "uyumlu" görünen bu sessizlik, çoğu zaman huzurun değil, görünmez bir mücadelenin sonucudur.
Araştırmalar, duygu ve düşünceleri sürekli bastırmanın stresi artırabileceğini, aidiyet duygusunu zayıflatabileceğini ve kişinin hem başkalarına hem de kendisine yabancılaşmasına yol açabileceğini göstermektedir. Çünkü insan yalnızca konuşarak değil, duyulduğunu hissederek var olur.
Elbette her düşüncenin her ortamda söylenmesi gerektiğini savunmak gerçekçi değildir. Ancak burada asıl soru şudur:
Sessizlik gerçekten bir seçim mi, yoksa öğrenilmiş bir zorunluluk mu?
Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormalıyız:
"Şu an gerçekten söylemek istemediğim için mi susuyorum, yoksa konuşmaktan vazgeçmeyi mi öğrendim?"
Çünkü bazen özgürlüğün ilk adımı, yüksek sesle konuşmak değil; önce içimizde hangi sesleri susturduğumuzu fark etmektir.


