top of page

Eksik Bazen Fazladır.

  • 2 Ağu
  • 2 dakikada okunur

Ya da O Telefonu Alınca Neden Üç Gün Sonra Yine Bir Şeyler Eksik Gelir?

Bir şeyi çok istediğiniz, ona ulaştığınızda ise beklediğiniz kadar mutlu olmadığınız oldu mu?

Yeni telefon alındı, beklenen işe girildi, o kişiden “evet” geldi.


Bir süre her şey tamamlanmış gibi göründü. Sonra zihin, boş durmayı sevmediği için sinsice sordu: “Peki şimdi ne olacak?”


Fransız psikanalist Jacques Lacan’a göre arzu, eksiklikten doğar. Buradaki eksiklik, mutlaka kötü, kusurlu veya tedavi edilmesi gereken bir durum değildir. Aksine bizi harekete geçiren, merak ettiren, ilişki kurmaya ve üretmeye yönelten boşluktur.


Hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, hiçbir eksiği bulunmayan, bütünüyle tatmin olmuş bir insan düşünelim.


Peşinden gideceği, hayalini kuracağı ya da değiştirmek isteyeceği hiçbir şey kalmamış.


Huzurlu görünüyor olabilir, ama hikâyesi muhtemelen ilk bölümde biterdi.


Bu açıdan bakınca “Eksik bazen fazladır” sözü pek de çelişkili değildir.


Bir sorunun cevabını bilmemek öğrenme isteğini, birine bütünüyle ulaşamamak yakınlık arzusunu, henüz yapamadığımız bir şeyi fark etmek gelişme çabasını doğurabilir.


Boşluk her zaman içine düştüğümüz bir kuyu değildir; bazen yeni bir şey kurabileceğimiz alandır.


Elbette bu, her yoksunluğu romantikleştirmemiz gerektiği anlamına gelmez.


Sevgi, güven, barınma veya temel haklardan mahrum kalmak insanı geliştiren “yararlı eksiklikler” değildir.


Lacan’ın sözünü ettiği eksiklik başka bir şeydir: Hiçbir ilişki, unvan, ürün ya da Instagram beğenisi bizi sonsuza kadar tamamlayamaz.


Fakat günlük hayat bize aksini söyler.

Reklamlar doğru ürünü, romantik anlatılar doğru kişiyi, sosyal medya ise doğru yüzü bulduğumuzda tamamlanacağımızı vaat eder.


Bir nevi, arzumuzun yönünü fark etmeden başkalarına teslim etmiş oluruz.


Sonra ürün gelir, ilişki başlar, fotoğraf paylaşılır; içimizdeki boşluk ise yerinde kalmaya devam eder.


Bir şeye sahip olamadığımız için değil, sahip olduğumuz hâlde neden hâlâ yetmediğini anlayamadığımız için yoruluruz aslında.


Bu sebeble mevzu, eksik hissetmemizden çok, bir gün kusursuz biçimde tamamlanacağımıza ve huzursuzluğumuzun biteceğine inanmamız sanırım.


“Hayat bu” şeklinde önümüze servis edilen şeyin bize vaat ettiği kusursuz bütünlük, çoğu zaman ulaşılabilecek gerçek bir yer değildir.


Bu yüzden, eksiklerimizi hemen kapatmaya çalışmak yerine, bize ne söylediklerini dinleyebiliriz.


“Neyi arzuluyorum?”

“Bunu gerçekten ben mi istiyorum, yoksa bana iyi mi pazarladılar?”

“İsteklerim aslında başkalarının beklentilerinden mi doğuyor olabilir mi?


Eksiklik, cevaplanması gereken bir kusur değil; kendimizi anlamaya açılan bir soru olabilir.


Çünkü insan arzusu, yalnızca bir ihtiyacın karşılanmasından ibaret değildir.


Ayrıca, arzuyu bütünüyle susturmak mümkün değildir. Fakat onun izini sürmek, neyin peşinden ve kimin sözüyle gittiğimizi anlamamızı sağlayabilir, seçimlerimizi daha özgürce kurmamıza yardım edebilir.


Bizi hayata bağlayan şey kusursuz biçimde tamamlanmak değil, hâlâ arayacak bir şeyimizin olmasıdır.


Belki de eksik, tam da bu yüzden bazen fazladır.

  • LinkedIn
  • Instagram

© 2026 Aslı Güngörer, Uzm. Psikolojik Danışman. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page