top of page

Neden Bazen Olmamış Şeyleri Kaybetmiş Gibi Hissederiz?

  • 28 Haz
  • 3 dakikada okunur

İnsan yalnızca yaşadıklarına değil, yaşayabileceğine inandığı ihtimallere de bağlanır.


Bir haber gelmeden, bir ilişki başlamadan, bir kapı açılmadan önce zihnimiz geleceğin küçük taslaklarını çizmeye başlar. Henüz yaşanmamış bir hayat, sanki çoktan yaşanmış gibi içimizde yer edinir. Sonra o ihtimal ortadan kalktığında yalnızca bir olayı değil, o olayın içinde yaşayacağımızı sandığımız benliği de kaybederiz.

Belki de bu yüzden insan bazen başına gelen kötü şeylerden çok, henüz olmamış iyi şeylerin yasını tutar.


İnsan zihni garip bir muhasebeci gibidir. Gerçekleşmemiş bir hikâyenin anılarını biriktirir. Henüz sahip olmadığı şeyi sayar, taşır, bir köşeye koyar. Ve tam da olacak gibi göründüğünde sevinir. Aslında erken sevinir.Bu sevinç gerçektir. Ama içinde küçük, sessiz bir kırılganlık taşır. Çünkü gerçekleşmemiş bir şeyin sevinci, gerçekleşmemiş bir şeyin acısına her an dönüşebilir. Geleceğe aceleyle uzatılmış bir elin boş dönmesi gibi.


Peki, erken sevinç neden acıtır?


Bir haber alırız, bir bakış yakalarız, bir cümleyi olduğundan daha sıcak duyarız. İçimizde henüz gerçekleşmemiş bir geleceğin odaları döşenmeye başlar. Kimse bize "Evet." dememiştir ama biz çoktan orada yaşamaya başlamışızdır. Sonra hayat, o eve hiç taşınmaz.


İşte o an aklımızdan şu cümle geçer: "Belki de vaktinden önce sevinmişimdir."


Çoğu zaman yaşadığımız hayattan çok yaşayamadığımız hayatın peşinden gideriz.


Çocukken buna daha yakındık. Uzaktan gelen dondurmacının sesini duyunca sevinirdik. Belki bize de alacaklardı, belki almayacaklardı. Ama sevinç sonucu beklemezdi.


Yetişkinler öyle değil. Bir kez erken sevindiklerinde kendilerine kızarlar:


"Bu kadar kaptırmasaydım."


"Bu kadar umutlanmasaydım."


Sanki sorun umut etmekmiş gibi.


Buradaki sorunun umut etmek olduğunu düşünmüyorum. Bence sorun, umudu garanti sanmak.


Hayat bize çok az garanti verir. Ama küçük bir ihtimalin bile içimizi kıpırdatmasına izin vermek, hâlâ canlı olduğumuzun en sessiz kanıtıdır.


Psikoloji literatürü de bu deneyimin yalnızca edebî bir his olmadığını düşündürüyor. Martin Seligman'ın öğrenilmiş çaresizlik çalışmalarında önemli bir ipucu var: Acıyı öğrendiğimiz gibi, boşa çıkan sevinci de öğreniyoruz. Ve bu öğrenme, bir dahaki sefere sevincimizi daha en başından frenlememize neden olabiliyor. Zihin kendini korumak adına sevinci erteliyor.


"Önce gerçekleşsin, sonra sevinirim."


Bu bir olgunluk değil; çoğu zaman daha önce yanmış birinin bıraktığı yanık izi.


Peki erken sevinç hepimiz için neden aynı ölçüde acı vermez?


Aynı hayal kırıklığını yaşayan iki kişiden biri yeniden umut edebilirken, diğeri neden sevincini sürekli frenler?


Çünkü umut etme biçimimizi yalnızca yaşadığımız hayal kırıklıkları değil, çocuklukta mutlulukla kurduğumuz ilişki de şekillendirir.


Çocukken sevincin güvenli olmadığı öğretildiği için ondan korkuyor olabiliriz.


Bu cümleyi bilmeyen var mı: "Çok gülme, başına bir şey gelir." Bu yalnızca bir uyarı cümlesi değildir; bazen mutluluğun bedeli olduğuna dair bir inancın başlangıcıdır. Bu yüzden bazı insanlar kötü haber geldiğinde değil, iyi bir şey olmaya başladığında kaygılanırlar. Çünkü asıl yabancı olan acı değil, kesintisiz bir iyi oluş hâlidir.


Son zamanlarda yeni bir duygu deneyimliyorum. Bugüne kadar belirsizliğin dayanılmaz bir şey olduğunu düşünürdüm. Hâlâ kolay olduğunu söyleyemem; belirsizlik çoğu zaman kaygı uyandırıyor. Ama son zamanlarda aklımı kurcalayan başka bir ihtimal var:


Ya belirsizlik, hayatın bize bıraktığı son özgürlükse?


Sanırım bizi en çok zorlayan şey belirsizliğin kendisi değil; ona bir an önce anlam vermek istememiz. Yolun tamamını görmeden sevinmeye ya da daha hiçbir şey olmamışken üzülmeye çalışıyoruz. Belirsizliği hızla bir sonuca dönüştürmek, henüz yazılmamış bir hikâyenin sonunu bugünden bilmek istiyoruz.


Daha önce “Ruh Sağlığı Doğru Hissetmek Değil, Hissettiklerimize Tahammül Edebilmektir” başlıklı yazımda da değinmiştim. Ruh sağlığı için duyguları ortadan kaldırmak yerine onunla birlikte yürümek. Aynı şeyi belirsizlik için de denemeyi öneriyorum.


Son olarak, şu son cümle de bir köşede dursun: Bizi en çok hayal kırıklıkları değil, mutluluğa ne kadar izin verebildiğimiz tanımlar.

  • LinkedIn
  • Instagram

© 2026 Aslı Güngörer, Uzm. Psikolojik Danışman. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page